Matbah Dergisi – “Tadı, Tuzu, Biberi” Köşesi
Zeki Açıköz
Türkiye Aşçılar Federasyonu Başkanı

Yaşlı bir adama sokakta yürürken bisikletli çarpmış ve hafif yaralanmış.
Etraftakiler hastaneye götürmüşler. Muayene uzamış, yaşlı adam huzursuzlanmış. “Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum” demiş.
Hemşire “Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz” deyince; yaşlı adam üzgün bir ifade ile : “Ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve hiç bir şey anlamıyor, beni tanımıyor” demiş. Hemşireler hayretle :“Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden hergün onunla kahvaltı yapmaki
çin koşuşturuyorsunuz?” diye sormuşlar. Adam cevaplamış: “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum.”

İşte, bu mini öyküdeki gibi ahde vefa denen şey tam da budur…

İnsanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hakim olması, ahde vefaya bağlıdır. Bu güven olmadan sağlıklı bir toplum yaşamı olanaksızdır.
Ayrıca Vefa, yapılan iyilikleri unutmamak, aynen veya daha fazlasıyla karşılık vermek, dostun cefasına katlanmak, hatalarını görmezden gelmektir.
Toplumu ve aileyi ayakta tutan en önemli haslet, karşılıklı gösterilen vefa duygusudur. Anne-baba, eş, çocuklar, yakın-uzak akraba, hocalarımız, arkadaşlarımız ve üzerimizde hakları olan kişiler başta olmak üzere, birlikte yaşadığımız tüm insanlara karşı da vefakar olmalıyız…
Eskilerin çok güzel bir sözü vard
ır; “dost dostu, vefaya hizmetten tanır“. Ayrıca klişe olacak ama “Vefa sadece İstanbul’da bir semt adı değildir.” sözü de gerçekten boşa söylenmiş bir söz değildir.

Bizim mesleğimizde de çok önemlidir ahde vefa… Necip Ertürk başta olmak üzere bütün ustalarımıza saygılarımızı sunuyoruz. Ayrıca bizi bugünlere getiren, yüzlerce usta aşçı yetiştiren, mesleğimizi duayen üstatlarını hiç ama hiç unutmamamız lazım. Bizlerin yetişmesinde büyük emekleri olan Nevzat Peker,Aydın Yılmaz, Mustafa Kayışoğlu, Cemal Erdoğan, Bayram Dönmez, Raşit Usta (nam-ı diğer deli Raşit), İlyas Ertürk ve adını buraya sığdıramadığımız diğer ustalarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.

Rahmetli  Nevzat Peker ustamızın hayatı roman gibi …Türk aşçılığının ana vatanı Mengen’in Gökçesu beldesi, Küçükkuz köyünde dünyaya gelmiş. Aşçı olan babasına yamaklık yapmaya başlayarak mesleğe adımını atmış. 1955 yılında İstanbul’a geliyor ve henüz 13 yaşındayken Ayazpaşa Oteli’nde işbaşı yapıyor. İşini çok seviyor, kendini sürekli geliştiriyor. Park Otel, Bursa Çelik Hotel, İstanbul Hilton ve Çınar Otel’de çıraklık, kalfalık ve ustalık aşamalarını geçiren Nevzat Usta, 1965 yılında ekibiyle birlikte transfer olduğu İzmir Efes Otel’de mesleğinin zirvesine çıkıyor ve 1968 yılında şef aşçı oluyor.

Yani bir başka deyişle İzmir’deki Efes Otel, Nevzat Usta’nın meslek yaşamında bir milat olur. Ustamız o günler için, “Efes Oteli o dönemin turizm sektöründeki elmasıydı” demiştir.

Nevzat Peker kesintisiz 1995 yılına kadar Ege’nin incisi İzmir’de, otellerin elması Efes Otel’de birbirinden lezzetli yemeklere imza atar, sayısız usta yetiştirir. Tabii aynı zamanda dünyayı yöneten büyük liderlere de yemekler yapar. Kimler yoktur ki; İran Şahı Rıza Pehlevi, Yugoslavya Devlet Başkanı Tito, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özel ilk akla gelenler.

Ama Nevzat Usta için unutulmaz an 1971 yılında İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve eşi Prens Philippe için hazırladığı özel mönüdür. Kendisi için bu, mesleğinin zirvelerinden birisidir.

Ustalar ustası Nevzat Peker’i her aşçının tanıması, bilmesi ve ahde vefa duygusuyla anması gerekmektedir. Çünkü onun gibiler kolay yetişmiyor.

Kendisinin tek bir dileği var; O da köyünde bir müze açmak. Ve bu müzede yıllar boyunca kendisi için yazılar yazıların gazete küpürlerini, aldığı sayısız madalyayı ve büyük liderlerle çektirdiği fotoğrafları sergilemek, bunları gelecek nesillere aktarmak istiyordu  yemeğin duayeni. Bizlere düşen de ahde vefa gereği onun bu arzusunu gerçeğe dönüştürmek için gereken her şeyi yapmak… 

Yanında çalışan kişilere sadece ustalık değil, aynı zamanda babalık da yapan tüm meslektaşlarımın bu vesileyle babalar günü kutlu olsun.

Sevgi ve saygılarımla.